19 Ekim 2008 Pazar

Çulhaoğlu Aydınlatıyor

Metin Çulhaoğlu son yazısında kapitalizmin dünya çapındaki krizine değinmiş ve bu krizin bir çökme beklentisi yaratmasına karşı uyarıda bulunmuş. Zihin açıcı. Sosyalistlerin iradi müdahalesini zorunlu kılan şartları anlatmış. Tekrar hatırlıyoruz; çökmez, ancak çökertilir.

Sonra Türkiye'ye gelmiş. Dünya çapındaki krizlerde, diğer ülkelerde oluşan alt dinamiklerin ve tepkiselliklerin çok farklı biçimlerinin ülkemizde yaşandığı tespitini yapmış. Sonuna kadar haklı.


"Türkiye’de ekonomik gerileme, durgunluk ve kriz uğrakları, salt kendi dinamikleriyle alındığında, geniş halk kesimlerini sola değil sağa yönlendirmektedir.
"

demiş. Sonuna kadar haklı. Burada bir parantez açıyoruz; yukarıdaki aksiyomu tersten okursak kısmen şöyle demek durumundayız:

Türkiye'deki görece ekonomik rahatlama ve istikrar dönemleri bazı halk kesimlerinin görece solda durduğu ya da sola meylettiği dönemlerdir.

Doğru mu? Genel hatlarıyla evet. (ne yazık ki)


Şimdi buradan yola çıkarak şunu sormak istiyorum. Solun kitle tabanını ağırlıklı olarak orta sınıflarda oluşturduğu, yoksullar arasında pek esamesinin okunmadığı, dolayısıyla genel yoksullaşma ile birlikte mülksüzleşen orta sınıftaki kitle tabanını da yitirdiği gerçekliği bunun en önemli kanıtı değil midir? Kapitalizmin siyasi ve ekonomik krizleri "devrimci durum"un olmazsa olmazıdır. Eğer bu durumda, ortaya çıkan vaziyet paradoksal bir şekilde solu yalnızlaştırıyorsa solun sorunu kendinde aramasından başka çare yoktur. Bu blogda, aşağıdaki "Benzinsiz Harekete Geçen Dolmuş" yazımızda Yurdakul Er'in ve Mesut Odman'ın son birkaç yazısında konu olan kapitalizmin krizinden ve ortaya çıkaracağı gelişmelerden endişe duyma hali de bizce tamamen bu sorunla ilgilidir.

Çulhaoğlu'dan devam edelim:
"
...
Üç başlığı ele alalım: Emperyalizm, dinci gericilik ve piyasacılık (kapitalizm).

İşçiler ve emekçiler dahil geniş kesimler söz konusu olduğunda, emperyalizmin, temsil ettiği ekonomik-siyasal-askeri bütünlük içinde; dinci gericiliğin, emperyalizm ve neoliberalizmle organik ilişkileriyle birlikte ve piyasacığın da, temelinde yatan kapitalist üretim tarzı açısından kavranıp bilince çıkartılmasını bekleyemezsiniz.

Emperyalizm, en başta “çocuklarımızın nereye savaşmaya gönderileceği” endişesiyle, “bizi bölmek istiyor” tepkisiyle ve nihayet Filistinli ve Iraklı “din kardeşlerimize” yönelik zulümle tanınacak ve tanımlanacaktır.

Dinci gericilik, bir yerde “canım herkes dininin gereklerini yerine getirsin” hoşgörüsüyle karşılanacak, bundan ötesi ise “ne yani bir şimdi şunu yapamayacak mıyız” tepkisini tetikleyecektir.

Piyasacılık ve kapitalizme geldiğimizde ise, bu olguların popüler tepkilere ön açan en baştaki dolayımı, yolsuzluk, hırsızlık ve “yiyicilik”tir. Şöyle de söylenebilir: İşsizliği de, yoksulluğu da sineye çekebilen insanımızın ayranı, en başta yolsuzluk, hırsızlık ve yiyicilik olaylarına tanık olduğunda kabarabilmektedir.

“Bu iş” böyledir ve daha fazlasının olacağı günleri beklemek yerine buradan yürünmesi gerekmektedir.
...

"


Bu kadar yalın ve bu kadar güzel anlatılabilirdi ancak. Söylenenleri siyasi hareket düzleminde bir özeleştiri olarak da okumak mümkündür. TKP'nin son dönem kampanyalarında öne çıkardığı argümanların tüm yaratıcılığına ve iyi niyetine rağmen emekçi kitlelerdeki yankı bulma olasılıklarını mükemmel değerlendirmiş Çulhaoğlu. Alternatif üslup ve yönelimlere ilişkin de elle tutulacak kadar gerçek öneriler getirmiş.

Hiç yorum yok: